Tokyo Gezilecek Yerler

0
867
Japonya gezimizin üçüncü ve son durağı başkent Tokyo’dayız.
blogger-image-757191672

Tokyo, Japonca To(doğu) ve kyo(kent) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor ve doğunun başkenti anlamına geliyor. Yüzölçümü anlamında İstanbul ile aralarında çok az fark olmasına rağmen 36 milyon nüfusu ile bu açıdan İstanbul’un iki katından bile fazla.

 

TOKYO GEZİLECEK YERLER

1.Gün

Bu seferki otelimiz Annex Dai-ichi, küçücük odalı alalade bir şehir oteli. Malum Tokyo dünyanın en pahalı şehri. Ama İstanbul’dan sonra hiçbir yer insanı fiyatlarıyla şaşırtmıyor, üzücü değil mi? Otele yerleşir yerleşmez odadaki masanın üstüne çıkıp Heroes’dakiHiro Nakamura gibi  I DID IT diye bağırıyorum:)
Ginza Caddesi’ne çok yakınız. Ginza Tokyo’nun Bağdat Caddesi. Tam bir alışveriş cenneti.  Cadde upuzun ve çok geniş. Ginza turundan sonra akşama doğru metroyla Shinjiku’ya geçiyoruz. Artık Japon metrosunu çözdük. Japonca makinalardan kimseye sormadan bilet alabiliyoruz. Bize kocaman bir alkış:)

Biz buralara alışmaya bile başladık. Alışılmayacak gibi değil ki! Japonya inanılmaz güvenli bir ülke. İnsanlar bisikletlerini sokaklara bağlamadan bırakıyorlar. Bir seferinde köprülerden birinin üzerinde asılı dört beş tane şemşiye gördük. Yağmur dinince ‘Boşuna taşımayalım dönüşte alırız’ diye düşündüler heralde:) Ayrıca insanlar inanılmaz yardımsever. Soru sorunca bütün işlerini güçlerini bırakıp sana yol tarif ediyorlar, tarifin ötesinde seni gideceğin yere götürmeye çalışıyorlar. Son derece mütevazi ve saygılılar. Hem birbirlerine, hem turistlere. Sokakta çok sigara içiyorlar ama genelde iki fırt çekip cep küllüklerinde sigaralarını söndürüyorlar. Herkes güleryüzlü ve sıcakkanlı.  İnsan kendini burada iyi hissediyor.
blogger-image-1319478302
Ne diyorduk? Shinjuku bölgesindeyiz. Tokyo’da aynı İstanbul’daki Kadıköy, Bakırköy, Taksim gibi kendi başına küçük bir şehir gibi olan tam 23 merkez var. Shinjuku da bunların en önemlilerinden. Tokyo’nun ticari ve idari merkezi olan Shinjuku’da 200 çıkışı olan, bir günde ortalama 3 milyon insanın kullandığı dünyadaki en yoğun metro istasyonu bulunuyor.  Bu 200 çıkıştan rastgele birisinden çıkıyoruz. Tabi ki alakasız bir yere:)
blogger-image-2077490257
Uzun uğraşlar sonucu Tokyo Metropolitan Government Building‘i buluyoruz. Burası da Tokyo’nun en uzun binası (243 m). Tepesine çıkıp şehrin gece manzarasını izliyoruz. Muazzam…
blogger-image-1483748166
Shinjuku‘yu dolaşırken kendimizi strip barlarının  olduğu bi sokakta buluyoruz. Kapıdaki zenci adamlar eşimi içeri davet edince hızla uzaklaşıyoruz:) Sonradan öğrendiğimize göre Kabukicho isimli bu bölge Tokyo’nun Redlight District‘i kıvamında imiş. Strip barların dışında güzel restoranlar da var. Tropik dekorasyonu çok hoşumuza giden bir Hawai Restoranı’nda karar kılıyoruz. Ananaslı pizza, karides, balık, salata yediklerimizin hepsi gayet başarılı.
Etrafımızdaki masalarda bir çift ve 3 ayrı kız grubu var. Japon gençler böyle kız kıza takılıyorlar garip. Gerçekten de hiç bir restoranda kızlı erkekli bir gruba rastlamıyoruz.
blogger-image-1617283371
Tokyo’da karaoke çok yaygın. Karaoke bar deyince gözümün önünde Lizbon’da gençlerin bir barda toplanıp şarkının klibiyle birlikte ekranda şarkı sözleri geçerken birlikte söyleyip gülüp eğlenmeleri geliyor. (Blogger’ın notu: Bu gezi yazısını 2007 yılında kaleme almıştım. Sanırım o zamana kadar İstanbul’da hiç karaoke bara gitmemişim)

Bir de Japonları görelim diye Shidax isimli ünlü bir karaoke binasına (evet bina) girdiğimizde bizi yukarı katlara çıkarıp küçük bir oda gösteriyolar. Burda şarkı söyleyebilirmişiz. İstersek yemek ve içki de varmış. Hani böyle insanların birarada oldukları, bizim onlarla beraber olabileceğimiz bir yer yok mu? Yok. Bir kaç yer daha deniyoruz hepsi böyle. İnsanlar ikili ya da gruplar halinde odalarda şarkı söyleyip eğleniyolar. Biz ikimiz bir odada şarkı söylesek ne olur, söylemesek ne olur, karaoke sevdasından vazgeçiyoruz.

 

2.Gün
Tokyo’daki 2. günümüzün sabahında önce Kraliyet Sarayı‘na gidiyoruz. Devasa bir bahçesi ve pek çok girişi olan sarayın kapısında görevli Japon amca kollarını çarpı yaparak ‘Everyday Closed‘ diyor ve bizi içeri almıyor:) Kral ve kraliçe içeride yaşıyorlarmış bu sebeple sadece sarayın doğu bahçelerini gezmemize izin veriyorlar. Orası da ağaçlı göletli bahçe işte. Japonya’da her yerde var zaten böyle bahçe!
blogger-image-757335675
Saraya küsüyoruz ve rotamızı Asakusa Kannon Tapınağı‘na çeviriyoruz. Burası harika, bayram yeri gibi. Japonlar tapınakta ibadet ediyor, meydanda tütsü yakıyor, Japon zemzeminden içiyorlar, biz de bir yudum alıyoruz:)
blogger-image-1678556917
Burdan yürüyerek Ueno Park‘a ulaşıyoruz. Japonya’daki park ve bahçelerde aşağı yukarı benzer bir format var. Göletler, çiçek açmış kiraz ağaçları ve tapınaklar. Ueno’da bunların dışında pişirdiklerini satan bir sürü seyyar satıcı var. Çikolata kaplı muz,tütsülenmiş balık, ızgarada ahtapot karides, hot dog, en çok da noodle.
blogger-image-178180805
Ueno park‘tan sonra Asakusa‘ya geri dönüp Sumida Nehri‘nin üzerinde tekne gezisi yapıyoruz. Gezi 1 saat sürüyor, 12 tane köprünün altından geçiyoruz. Etrafta gördüklerimizin çok bir özelliği yok ama yine de tekneyle gezmek güzel.
blogger-image-1009937409
Şimdiki rotamız Tokyo’nun elektronik cenneti, Akihabara bölgesi…
Burada birinci ve ikinci el çok fazla elektronik eşya var ama hiçbiri Türkiye’den ucuz değil. Çünkü Japonya’da üretilmiş olanlar Avrupa sistemine uymuyor, Avrupa için üretilmiş olanlar Singapur civarından ithal edildiği için pahalı.
blogger-image-1527358404

Akşamki destinasyonumuz ise Roppongiiii. Roppongi Tokyo’nun barları ve gece klüpleriyle ünlü bir semti.

 

blogger-image-1285973969

Tokyo’da yaşayan yabancıların en çok takıldıkları bölge burası. Gerçekten ilk kez etrafımızda Japondan çok Avrupalı var. Akşam yemeğini Hard Rock Tokyo‘da çok şükür çubuksuz olarak yiyoruz. Hamburger ve patates ikilisini çoook özlemişiz:)

Sonrasında gece klüplerinden birine giriyoruz ama hafta içi olduğu için pek bir numara yok, eğlence moduna geçmeden otelimize dönüyoruz.

3.Gün

Tokyo’daki son günümüz de yine park ve bahçelerde geçiyor. Acaba biz ikimiz ağaç olarak dünyaya gelsek daha mı mutlu olurduk:) İlk durağımız Shinjuku-Gyoen Parkı. Parkta neler olduğunu anlatmayacağım, aşağı yukarı bir görüntü oluşmuştur kafanızda:)

blogger-image-559671813

Ama bu park görsel olarak gerçekten çok etkileyici. Kartpostal güzelliğinde o kadar çok manzara var ki. Hoşuma giden bir detay da caddelerde ve parklarda bizdeki kutu kola makinalarına benzer makinalar. Aynı makinada hem şişe su hem sıcak, soğuk kutu kahve çeşitleri var.  Her gördüğümüzde birimiz sıcağından birimiz soğuğundan alıp parka yaylıp içiyoruz, çok keyifli:)

blogger-image-1047983846

Şimdiki istikamet Meiji Şinto Tapınağı. Burası İmparator Meiji ve karısının hatırası adına inşa edilmiş. Japonya’da 2. Dünya savaşının başına kadar imparator mutlak hakimmiş. Tapınak iki ayrı bahçeden oluşuyor ve biri  şu anda Şinto dinine mensup kişilerin düğünleri için kullanılıyor. Japonya’da birçok din ve inanç sistemi var. Şintoizm ve Budizm en yaygın olanları. Aslında pek çok insan birden fazla dini tercih ediyormuş. Örneğin cenazalerde budist törenler uygulanırken düğün törenleri genelde şinto dinin kurallarına göre yapılırmış.
blogger-image-2122100807

Biz orayı gezerken tesadüfen düğün törenine denk geliyor, gelinle damadın fotoğrafını çekiyoruz.

 

blogger-image-542144457

Sırada moda merkezi Harajuku var. En marjinal japon gençler burada toplanmış. Ortamda bizim Ortaköy havası var. Küçük butik mağazalar, seyyar tezgahlarda incik boncuklar…
blogger-image-1439411923
Burdan Tokyo’daki Shinjuku gibi diğer büyük merkez Shibuya‘ya geçiyoruz. Burası da inanılmaz kalabalık bir yer. Bir örnek ikişer ayakkabı alıp sızmak üzere otelime dönüyoruz.
blogger-image-1524184269

Son akşamımızda otelimizin bulunduğu Ginza Caddesi üzerinde El Chateo isimli eski bir şaraphane ambiansında güzel bir ispanyol restoranı bulup bir hafta sonra zeytinyağı kokusu alınca yaşasın akdeniz mutfağı diyor, domates kurusuyla doldurulmuş kekikli mantarı, deniz ürünlü palleayı ve ispanyol şarabını yer içerken zevkden dört köşe oluyoruz.

Çıkışta her zamanki gibi garsona etraftaki eğlence mekanlarını soruyoruz, hafta içi pek birşey olmayabilir diye belirterek yine de bir yer tarif ediyor.  Biz bu tarife göre bulamayınca karşımızdan gelen bir grup Japon gence daha soruyoruz. Club? Weekday? Hihihihi” diyip hepsi gülmeye başlayınca biz de onların gülüşmelerinin anlamsızlığından dolayı gülme kirizine giriyoruz:) O kadar şirinler ki. Adeta hepsi birer Hiro Nakamura Birşeyin cevabını bilemeyince utanıp başlıyorlar gülmeye. Tepkileri çok farklı. Sanki bu dünyada yaşamıyorlar.
blogger-image-1815177044
Bahsettikleri klübü bulup içeri giriyoruz, valla weekday meekday demeyip kravatlı japonlar deli gibi dansediyor. Bir tarafta dj, öbür tarafta sahnede dans gösterisi yapan japon kızlar ortalarında da hoplayıp zıplayan tipler.  DJ eğlenceyi 00:30 da bitirince Japon arkadaşlarla birlikte aaaaaa diye bağırıp kaderimize isyan ediyoruz:)
Gideceğimiz gün sabah daha 10:00 suları havalanında uçağı beklerken suşi yiyip Japon olma yolunda emin adımlarla ilerlerken gözlerimizin kenarlarında çekiklik başlıyor, hissediyoruz:)
Uçak yükselirken Tokyo’ya el sallıyoruz, Japonlar hoşçakalın sizi seviyoruz:)

CEVAP VER