Tokyo’da Nereler Gezilir, Ne Yenir, Ne İçilir?

0
818

Daha önceki uzakdogu seyahatlerimin tadi damagimda kalmisti ve ne zamandir yine bir Asya ülkesine gitmek istiyordum. HongKong’mu, Saigon’mu, Seul’mu diye düsünürken birden Tokyo’da karar kiliverdik. Geziye gidecegim arkadas ille de Tokyo’ya gidelim deyince ben de ona uydum. Kasim 2008’de atladik Frankfurt-Tokyo ucagina ve 10 saat 45 dakika sonra kendimizi Narita Havaalaninda bulduk. Yandaki resme bakip “ iyi de neden Eyfel kulesinin resmini koydun..´´ demeyin, bu resim Japonya’nin baskenti Tokyo’da cekildi. Japonlar taklitcilige biraz merakli da, Eyfel kulesinin neredeyse aynisini Tokyo’ya da yapmislar.

Ucaktan izledigim kadariyla Japonya’da da Türkiye’de oldugu gibi cesitli iklimleri ayni anda yasamak mümkün gibi duruyordu. Kuzey bölgesindeki karli yüksek daglari gectik,Tokyo’ya yaklasinca kar bitti, günes acti. Daha da güney bölgelerde, mesela Japonya’ya ait Okinawa adalarinda subtropik bir iklim hakim.
Neyse, Narita havlimanindaki pasaport polisi benim eski Türk pasaportuma biraz tuhaf bakti, saga sola cevirdi (pek birseye benzetemedi), parmak izimi alip, fotograf cekti (herkese uygulaniyor) ve Japonya’ya giris yapmis oldum.Bu arada belirteyim, türk vatandaslarina vize gerekmiyor ve ben de bundan dolayi önceligi vize alinmayan ülkelere veriyorum.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Daha bavullari beklerken bir sürü köpekli polis kontrollere basladi, havaalanindan cikista cantam kontrol edildi. Bu arada Alman vatandasi olan arkadasim benimle dalga gecerken, o anda onun yanina da polis yaklasip onu da kontrol etti…Bütün bu islemler esnasinda cok kibardilar ama isi sansa birakmayip özellikle erkek yolculari epey bir aradilar. Baktik adamlar köpekle möpekle isi ciddiye aliyor, tirstik ve yanimizda bulunan birkac parca ispanakli böregi bile gümrükten cikarken basimiza is acmasin diye cöpe attik, neme lazim, simdi köpek gelir benim cantayi falan koklar, ondan sonra izah et bu ne diye…baya üzüldüm, 11.000 km yol getir, orada cöpe at. Böylece börekten de olduk.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Tüm görevliler üniformali, sapkali…gördügümüz bazi temizlik görevlileri bile kravatli ve alli pullu üniformaliydi, sanirsin ki general. Diger Asya ülkelerinde de böyle ama Japonya’da da böyle oldugunu sanmiyordum.

Tokyo 12 milyonluk nüfusu ve de toplamda 35 milyonu bulan cevre nüfusu ile dev bir metropol. Narita Havalanindan trenle yaklasik 1 saatlik bir yolculukla Tokio, Shinjuku veya Ueno Station’a varmak mümkün. En ucuz tren bileti 18.-€ civarinda. 20-25 € ya da baglantilar mevcut. Biraz pahali bir ülke, fiyat acisindan diger az gelismis Asya ülkeleriyle mukayese edilemez.

Tokyo’yu tanitici yazimin devaminda tek tek gidilmesi gereken semtler ile ilgili bilgileri bulabileceksiniz, ben biraz genel olarak Japonya ve japonlardan bahsetmek istiyorum.

Bir kere bu japonlar cizgi film dünyasinda yasiyorlar diyecegim. Hepsinin elinde kapakli cep telefonlarindan var ve metro’da, otobüste, trende veya sokakta yürürken, devamli telefonlarina bakiyorlar. Isin ilginc yani, telefonda konusani görmedim, sürekli internet ve e-posta’lari ile mesguller, sehrin haritasindan yollarini bulmaya calisiyorlar. Biraz cocuk ruhlular, cicili-bicili Barbi tipi oyunlari oynuyorlar. Sanki hayal dünyasinda yasiyorlar. Dükkanlari, reklam panolari, metro vagonlari, kisacasi her yer rengarenk (agirlikli olarak pembe, sari, kirmizi..) Ilk bakista en cok dikkati ceken, bu telefon meraklari oldu.
Cok sasirdigimiz ikinci konu da, Tokyo’nun en merkezi yerlerinde bile arac trafiginin son derece az ve gürültüsüz olusuydu.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Gözlerimize inanamadik, cünkü 12 milyon nüfusu olan 15-20 milyona yakin da cevresinde yasayan nüfus bulunduran böyle bir sehir, nasil bu kadar sakin olur anlam veremedik. Sonradan anladik ki, sehir icinde park yeri yok veya cok az, olanin da saati 10-20.-€ !!. Cok sayida taksi görmek mümkün, taksilerin arka kapilari otomatik olarak acilip kapaniyor. Ayrica sehrin alti öyle bir metro agiyla örülü ki (üstü de tren yollariyla!) insanlar icin en hizli ulasim araci metro oluyor. Japonlar cok ta disiplinli, sira beklemeyi biliyorlar, uyaniklik yapan yok. Zengini de fakiri de metroya biniyor. Ayrica trafikteki araclar o kadar sessiz ki, cok inceleme imkanimiz olmadi ama, mutlaka eksoz sistemleri veya motorlari farkli olmali.

Yanliz bazi metro istasyonlari o kadar büyükki anlatamam, yani bir uctan bir uca neredeyse 700-800 m uzunlukta olanlar var (mesela Shinjuku, Tokio, Ueno…) Özellikle Shinjuku veTokio Station cok cok büyük, kac katli oldugunu falan cikartamadik, yaklasik 20 yerden cikisi var, insanlar karinca gibi..Eger giderseniz, mümkün oldugunca bu en büyük istasyonlari kullanmamaya bakin, cok zaman kaybedersiniz. Mümkünse bir önce veya bir sonraki istasyonda inin. Bence bu tavsiyeme uyun. Biz bilmedigimizden, bu istasyonlarda saskina döndük, Metin Akpinar-Zeki Alasya filmlerindeki köyden sehre gelmis tasrali misali saga-sola, haritaya bakinirken zaman kaybettik.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Aslinda metro sistemi karisik gibi gelse de elinizdeki planlari biraz iyi incelerseniz, daha ikinci gün, sistemi anlamaya basliyorsunuz, ücüncü gün oranin yerlisi gibi inip biniyorsunuz. Yani en azindan bize öyle geldi, ücüncü gün artik yerliydik. Duraklarda latince harflerle isimler yaziyor, bilet alirken de o kadar zor degil, 1000 Yen ödeyip günlük bilet alinca tüm metro hatlarina binebiliyorsunuz, yanliz dikkat edin 710 Yen’e de günlük bilet var o zaman tüm hatlar dahil olmuyor.
Yeme icme konusunu merak edenler icin hemen söyleyeyim. Hemen her kösede bir restoran veya lokanta tarzi bir yer görmek mümkün, ama bunlarin cogu japon tarzi yerler. “Noodle soup´´ seklinde, yani derin bir tasta standart olarak suyuyla birlikte ince cubuk makarna var, onun üzerinde de artik nasil secerseniz, yosunlu mu, yumurtali mi, curryli mi… biz iki saat düsündük, en sonunda birsey bulduk ama eh iste..bizim damak tadimiz degil. Fiyatlari da 7-10.-€ arasi, yani pek ucuz degil. Bir de corbayi bile cubuklarla iciyorlar. Icindeki kati seyleri cubukla tutup yedikten sonra, suyunu da höpürdeterek iciyorlar, höpürdetmek ayip degil, hatta makbule gecen bir hareketmis!! o yüzden hemen herkes höpürdetiyor. Sehirde gezerken 5-6 yerde dönerci dükkanina rastladik, birkac tane de kebapci salonu gördük. Bunlarin isletmecileri Türk, ayaküstü konustuk, hepsinin hayat hikayesi farkli farkli, kimisi japonla evlenip gelmis, hayatindan memnun, Malatyali bir garson dertliydi, yapiskan japon kizlarindan sikayetciydi ve Italya veya Almanya’ya gelme hayali kuruyordu !! Bu türk restoraninda fiyatlar oldukca yüksekti. Corbalar 4.-€, pideler 12.-€, etli kebap cesitleri 13.- ile 18.-€ arasiydi. Asya’da diger ülkeleri gezmis olanlar Japonya’da fiyatlari görünce şoka ugrayabilirler.Bir de her yerde bir Amerikan fast food zinciri ile yine bir Amerikan kahve zincirini görmek mümkün, o kadar cok sayida ki bunlar, Shibuya, Shinjuku gibi yerlerden neredeyse her köse basinda bir tanesini görebilirsiniz.

Japonlarin en ilgimi ceken hareketleri, bir alisveris yaptiginizda, öne egilerek, sonu “sai´´ ile biten bolca kelime kullanmalari (hani bizdeki “bereket versin, hayrini gör´´ türünden cümleler herhalde) Bu hareketi, bazilari son derece kibar ve abartili bir sekilde yaparken, bazilari da daha hafif sekilde uyguluyor. Bir de saygidan ötürü uzattiginiz parayi veya herhangi birseyi iki ellerini uzatarak aliyorlar, cok hos bir hareket dogrusu, hosuma gitti.
Tokyo civarina gelenler icin sehrin disinda kalan ama günlük turla gezip görülebilecek yerler arasinda Hakone, Kamakura veNikko en önemlileri.

 

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Kaldigimiz süre icinde biz de Hakone ve Kamakura’ya gittik.. Bunlardan birincisi HAKONE gezisi ve Fuji dagi turundan olusuyor, Tokyo’dan banliyö treniyle 1,5 saat sürüyor.
KAMAKURA ise sahil bölgesi (Big Budha ve tapinaklar bölgesi + sahil kasabasi + Enoshima Adasi).
Kamakura, banliyö treniyle Tokyo’dan yaklasik 1 saat uzaklikta. Shinjuki istasyonunda – eger bulabilirseniz!! –ODAKYU LINE sirketinin satis gisesi var. Hakone turu icin 5000 YEN (yaklasik 42.-€), Kamakura Turu icin ise 1500 Yen ödeyince tüm tren, tramvay, teleferik, gölde gemi gezintisi, otobüs yolculuklari fiyatin icinde oluyor, size harita da veriyorlar. Bu iki tur da Tokyo da kalanlar icin en güzel iki tur, cok güzel organize edilmis ama hafta sonlari cok kalabalik. Hele hele Kamakura dönüsü 13 dakikada bir gelen trene iki kez binemeyip, zorla ücüncüsüne binince, hayatimda yasamadigim bir seyi yasadim. Tren öyle bir doluydu ki, general sapkali görevli adam, poposu disarida kalan yolculari iceriye tikmaya calisiyordu, bu arada ben kapiya yakin bir yerde kaldim, boynumda asili olan fotograf makinem de midemin icine girmeye basladi, nefes alamaz oldum, gidiklandim, gülmeye basladim. Trendeki birkac Avrupalinin da cok tuhafina gitmis olacakki onlarda kahkahayla gülmeye basladilar…cok komikti.Balik istifi yolculuk diyecegim ama baliklar bari yatiyor, biz ayakta gidiyoruz, bu daha zor..
Sonra fotograf makinem karnimi acitmaya baslayinca, caktirmadan yanimdaki japonun omuzuna koydum, cünkü baska yer yoktu, öyle ya biz onlarin ülkesinde misafiriz, ya büyük vagon koysunlar, ya da hafta sonlari bu kadar dolusmasinlar trenlere..…Isin ilgin yani, bizlere tuhaf gelen bu duruma japonlar herhalde cok alisik olacakki itis kakisa hic tepki göstermiyorlar, aksine dünyanin en normal seyiymis gibi bir surat ifadeleri vardi. Sadece bir iki kisi duruma alisik olmadigimizi görüp gülümsedi, o kadar. Böyle berbat bir durumda yolculuk ederken bir sonraki istasyonda kapilar acilinca “oh be, simdi inen olur..´´ diye düsündüm ama nerdee, herkes Tokyo’ya dönüyor, kimse inmiyor. Inmedigi gibi, 5-6 kisilik yasli bir emekli grubu da trene binmeye calisinca ben icimden “ ..yok artik..amca..imkani yok siz bu vagona giremezsiniz.´´ dedim. Demez olsaydim! Ne bileyim adamlarin bu isin teknigini bildigini? Gruptan en irice olani (1,65 m boyunda falan !) agir agir kapidan iceri kafasini ve omzunu sokmaya basladi, sonra bir ayagini, sonra gövdesini ve bu sekilde vagonun iclerine kadar ilerledi, onun actigi bosluktan da diger 5 kisi iceri daldi, böylece hepsi iceri daldilar, ben yine saskinlikla karisik gülmeye basladim ama artik derin nefes alacak kadar bile bosluk yoktu, kisa kisa nefesler almaya basladim ki en azindan havasizliktan ölmeyeyim. Neyse ki kücük insan bunlar, 5 tanesi, bizim üc tanemiz kadar yer kapliyor.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Bu sekilde de bir saat Tokyo’ya kadar geldik ama geldigimiz durak ta Shinjuku! Yani Tokyo’nun en büyük ve kalabalik metro istasyonu, bir an affalliyorsun buraya gelince. Istasyondan cikmak icin bile epey bir zaman harciyorsunuz. Kalabaligin gürültüsüne ilaveten hoparlörden yapilan anonslar yetmiyormus gibi bir de peronlarda sürekli dolasan görevliler, ellerindeki kücük mikrofonlardan sürekli konusup milleti uyariyorlar.

Japonlarin pek hosuma gitmeyen bir yanini da anlatmak istiyorum. Yani bu kadar köklü ve ilginc bir kültürleri varken, herseyleriyle bati dünyasina özenmeleri cok hosuma gitmedi. Paris’teki Eyfel kulesinin aynisini Tokyo Tower olarak yapmislar. Bir de tanitim brosürlerinde  “ tabii ki 7 metre daha yüksek ve buna ragmen 3000 ton daha hafif !..´´ diye yaziyorlar. Madam Tussaud müzesibenzeri bir müze yapmislar, New York’taki özgürlük anitinin da aynisini yapmislar. Bu kopyecilikleri hosuma gitmedi, yoksa gercekten cok ilginc bir ülke. Diger hosuma gitmeyen birsey de, metroda yaslilara yer vermemeleri, bunu cok bariz bir sekilde birkac kez gözlemledim. Bazi konularda -negatif anlamda söylüyorum- batililardan daha da batili olmuslar. Biz ara sira yasli ciftlere yer verdikce adamlar minnet duygusundan neredeyse dizlerimize kapandilar, tesekkür ede ede bir hal oldular.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Cuma aksami isten cikmis büro calisanlarinin is arkadaslariyla yemege gitmeleri adetmis, herhalde cok ta cabuk sarhos oluyorlarki, aksam 22:00 gibi sokaklar yüzleri kizarmis, takim elbisesi, kravati yamulmus, kadinli erkekli gruplarla doluydu. Herhalde basbakanlari kizmiyor ki, rahatlikla kadin-erkek beraber gezebiliyorlardi..Bir de kahverengi veya gri renkli takim elbiseli görmedim, herkesin üzerinde tek tip kiyafet var. Erkeklerde siyah ceket, beyaz gömlek, siyah dar pacali kumas pantalon ve ince ve tabiiki siyah kravat. Olur ya, Japonya’da tekstil isine girerseniz sakin kahverengi kumas üzerine calismayin, zarar edersiniz, sadece siyah giyiyorlar.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA
KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Diger dikkat cekici bir durum, cadde ve sokaklardaki insaatlarin cevresi ile ilgili. Kücük insaatlarda bir, büyüklerinde daha falzla sayida yine üniformali güvenlik görevlisi kaldirimda dikilip gelen gecene dikkat ediyor, hatta -bana göre- hic gerek yokken bile size gideceginiz yönü gösteriyor. Bizim sehirlerimizde acik rögar kapaklarindan dolayi insanlar kanalizasyona düsüp ölürken, japonlarin güvenlik anlayisi bu yazida bahsedilmeyi hakediyor.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Haa bir de en önemlisini unutuyordum; Japonya’da sokaklarda cöp kovasi yok! Neredeyse hicbir yerde yok, yerler o kadar temiz ki, Avrupa ülkelerini bile solda sifir birakir. Yanilmiyorsam iki-üc kez cöp kovasi gördüm, o kadar! Yerlerde tek bir izmarit, sakiz, ambalaj görmek mümkün degil. Bütün gün ceplerimde cöplerle dolasmak zorunda kaldim. Aksamlari otel odasindaki cöp kovasina attim artik.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA
KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Bahsetmeden olmaz, sehrin tüm semtlerinde yiyecek icecek dükkanlarindan sonra en cok görülen dükkanlar Karaokeisletmeleri ve oyun salonlari. Karaoke isletmeleri, acik renk cicili bicili dizayn edilmis, vizir vizir isliyor, bir tanesinin söyle icine bir baktik, icinde bir TV var, bir masa var ve oturma gruplari mevcut, her bir kabin 3-5 metrekare büyüklügünde, insanlar, özellikle gencler buralara girip, yiyip iciyor, sarki söylüyor. Oyun salonlari da bildigimiz sans oyunlari makineleriyle dolu, ama iceride inanilmaz bir sigara dumani ve gürültü mevcut. leğenler dolusu demir bilyeleri makineye atip yine legenler dolusu bunlardan kazaniyorlar, daha fazlasini anlayamadim ama bazi oyuncularin yaninda ici bu demir bilyelerle dolu 10-20 legen duruyordu.

 

Isterseniz söyle kisadan Tokyo’da semt semt nerede ne var, onlari yazalim:

 

1. ASAKUSA (inilecek metro duragi,Asakusa station): Fazla yüksek binalarin olmadigi, eski Tokyo’nun da bir ölcüde yasadigi semtlerden biri, buradaki Asakusa Kannon tapinagini ve onun yanindaki hediyelik esya alabileceginiz sokagi mutlaka gezin. Burada insanlar tarafindan cekilen, iki kisinin oturabilecegi Riksa taksi’leri görebilirsiniz. Yan sokaklari da gezin cünkü Tokyo’da her semtte bu tip sokaklar yok. Buradan Ueno semtine dogru yürüyün derim.

2. UENO (Ueno station): Burada da Ueno Station metro duraginin etrafi görülmeye deger, carsi, pazar burada mevcut, cigirtkanlik yaparak satis yapilan yer olarak bir tek burasini gördüm. Ayrica buranin parki ve civardaki bircok müze hakkinda da gitmeden bilgi edinin derim.(tabii müze gezmeye niyetiniz varsa!) Ueno dan, Yanaka, Nezu, Honko gibi civar semtlere de yürüyebilirsiniz. Buralarda cafeler, bir tofu fabrikasi, tapinaklar ve tatami ustalarini (tatami=yere serilen Japon hasiri) görebilirsiniz.

3. IMPARATORLUK SARAYI (Nijubashimae Station veya Tokio Station): Burasi büyük bir parkin icinde yer aliyor, eskiden Imparator EDO’nun kalesi imis. Parkin dogu bölümü gezilebiliyor, icin de birkac ta müze var.

4. YOYOGI PARK/MEIJI TAPINAGI (Harajuku Station): Buradaki büyük parki gezip, Meiji Tapinagini ziyaret edebilirsiniz, Hafta sonlari dini tören veya dügün gibi bir olaya rastlama olanagi var ama bize denk gelmedi. Harajukuistasyonunun hemen cikisinda, biraz cilgin, biraz siradisi giyim sevenlerin mutlaka ugramasi gereken bir sokak var. Takeshita Dori sokaginda ucuk kiyafetler ve takilar satan(genclerin cok dolastigi bir sokak) dükkanlar mevcut. Bu sokak birkac yüz metre uzunlugunda ve bitimine dogru Meiji-Dori caddesinin kestigi yerde de ayni tip dükkanlar devam ediyor. Buradan güneye dogru yarim saat yürürseniz, Tokyo’nun Shinjuku ile birlikte en kalabalik semtine, SHIBUYA’ya varirsiniz.

5. SHIBUYA (Shibuya Station): Burasi yüksek binalarca cevrili ve ortasinda cok büyük bir kavsak bulunan, genclerin takildigi eglence semti. Bu kavsaktan yogun saatlerde ayni anda 15.000 kisi karsidan karsiya geciyormus, biz gece gittigimiz icin belki o kadar yoktu ama, yine de acayip kalabalikti. Ortadaki kavsak ve etrafindaki yan sokaklar, genclerin takildigi, ictigi yerler. Burada Shibuya 109 adli bir büyük alisveris merkezi de var, biz gezmedik, onun arka sokaklarinda da bircok kücük oteller var, ne icin oldugunu artik siz anlarsiniz. Shibuya semti aksamlari vakit gecirmek icin güzel. Gezmek eglenmek acisindan Shinjuku’nun dogu bölgeleri ile birlikte ilk ikiye girer. Ancak Shinjuku’da daha cok lokanta var, Shibuya’da ise modern dükkanlar, biraz coluk-cocuk agirlikli bir kalabalik ve bol miktarda fast food dükkanlari..

6. ASAKUSABASHI (Akihabara Station): Elektronik meraklilari icin burasi tam yeri. 250’den fazla dükkan (Electric Town) burada gezilebilir ama fiyatlar ucuz degil.

7. SHINJUKU (Shinjuku Station): Yazida da bahsettigim gibi belki de icinden cikmasi en zor istasyon burada. Batiyönünde 40-50 katli dev gökdelenler, bürolar mevcut, aslinda batisi turistik acidan ilginc degil diyecegim ama Tokyo’yu bir gökdelenin tepesinden görmek istersiniz herhalde. Bunun icin ya Eyfel kulesinin aynisi olan Tokio Tower’e gidip para vererek tepesine cikabilirsiniz, ya da Shinjukuistasyonunun bati cikislarina dogru gidip Tokio Metropolitan Government Office levhalarini takip edip, 700-800 metre sonra kuzey ve güney ikiz kulelere cikacaksiniz. Bunlardan birine girin, manzara acisindan güneydekini tercih edin, hemen iceride asansörün basindaki görevliyi göreceksiniz, buraya cikmak ücretsiz ve 45. kattaki manzara gercekten ilginc. Cok güzel demiyorum bakin, ilginc diyorum! Nedeni de su; Nedense asyalilarin estetik duygulari Avrupalilarla pek uyusmuyor gibime geliyor, yani aslinda tek tek bakinca cok güzel binalar, düzgün yapilmis yollar, heryer inanilmaz temiz…ama bir bütünlük icinde yine de biraz karisik, düzensiz görünüyor, benim fikrim bu. Bir de tabii Shinjuku’nun dogu kismi var, Shinjuku-Sanchome, burada da türlü türlü yeme icme, eglence imkanlari mevcut, burayi da mutlaka gezin. Kabuki-cho bölgesinde de gece kulüpleri ve gece hayati mevcut. Tokyo’nun en canli semtlerinden biri.

8. ROOPPONGI (Roppongi Station): Kitaplarda burasi Tokyo’nun bir numarali eglence ve gece hayati bölgesi olarak anlatiliyor, biz de gittik ama hosumuza gitmedi. Kaldirimlarda Amerikali, Kanadali, iri kiyim zenci kapicilar, durmadan sizi iceriye cekmeye calisiyor. Buradaki eglence yerleri ya üst katlarda, ya da bodrum katlarindan pavyon benzeri yerler, biraz itici, üc-kagit kokan ticari isletmeler gibime geldi, buradan cabuk ayrildik.

9. GINZA (Ginza veya Higashi-Ginza Station): Burasi da kitaplarda cok anlatilan bir yer ama japonlari tanirsaniz nasil bir yer oldugunu daha gitmeden kestirebilirsiniz. Ginza, sehrin ünlü bir alisveris caddesi, burada dünyaca ünlü tüm pahali markalarin magazalari mevcut. Ucakta tanistigimiz japon bile ilk önce buraya gitmemizi önerdi. Japonlar yabancilara kendilerinin ne kadar batili ve modern olduklarini göstermeye calisiyorlar, ama Ginza’daki caddeler Avrupa’dan gelen bir insan icin pek ilginc degil. 11 saat ucup Versace veya Dolce&Gabana magazasi görmeye ihtiyacim yok, ama marka meraklilari icin en ilginc semt budur herhalde.

10. TSUKIJI Fish Market (Tsukiji-Shijo Station):Burasi mutlaka gidilmesi gereken bir yer. 200-300 kiloluk dondurulmus ton baligi satislari daha sabah 05:00 te basliyor. Daha sonraki bir iki saatte de pazar yerindeki cesitli tezgahlarda, bu baliklarin parcalanmasini, satisa hazirlanmasini izleyebilirsiniz. Sadece ton baligi degil, hayatimda görmedigim cesitte midye ve balik cinslerini de burada gördüm. Saticilar da cok sabirlilar, o kadar işlerinin arasinda, tezgah aralarinda ellerinde kameralariyla dolasip ayak bagi olan turistlere karsi cok sabirlilar. Birseyler görmek istiyorsaniz sabah 8 veya 9 gibi gidin, daha sonra pek birsey kalmiyor. Saat 11:00’e kaldiysaniz hic gitmeyin, baska güne erteleyin derim.
Buradan ciktiktan sonra Hamarikyu parkini gezin, burada da Imparator EDO zamanina ait eserler var, güzel bir park.
Cesitli semtleri yazdiktan sonra Tokyo’daki büyük parklardan bahsetmeden de olmaz. Sehrin icinde büyük büyük parklar mevcut, buralar insana huzur veren mekanlar ve cok düzenli ve bakimlilar. Ancak malesef bizim buralarda fazla vakit gecirecek zamanimiz olmadi, kisaca bakip ciktik. Eger bol vaktiniz varsa burada keyifli zaman gecirebilirsiniz.

Biz Tokyo’yu Kasim ayinda ziyaret ettik ama en iyi ziyaret ayi Mart sonu ve Nisan ayiymis. Cünkü park ve caddelerde özel bir cins meyve vermeyen kiraz agaci yetistirmisler, bu agaclar ilkbaharda cicek acinca sehrin güzelligine doyum olmuyormus, biz malesef göremedik. Tokyo’ya gideceklere önerim mümkünse 1 hafta kalmalari. Cünkü sehir cok büyük, biz 5 günde tüm önemli yerleri gezdik ama pek alisverisle zaman kaybetmedik ve gece yarilarina kadar dolastik, ancak öyle heryeri gezebildik.
Eger Tokyo ile ilgili sorunuz olursa www.et-reisen.de adli acenta sitemin KONTAKT bölümünden bana iletebilirsiniz, bildigim kadariyla yardimci olmaya calisirim.
Gezi yazisini begendiyseniz asagidaki link üzerinden facebook veya twitter‘de paylasabilirsiniz.

CEVAP VER